BU YAZIYI OKUMADAN ERCİYES'E TIRMANMAYIN!

ERCİYES DAĞI ZİRVE TIRMANIŞIMIZ

Yine günlerden bir gün-geçen hafta- Kayseri'ye gittim. Arabayı sürerken bir yandan da Erciyes manzarasından gözlerimi almakta güçlük çekiyordum. Yaz günü tabi fazla kar yok ama kalan karların eşsiz manzarası gerçekten etkileyiciydi.
O gün halaoğlu aradı, zaten uzun zamandır bana diyordu "Erciyes zirve yapacağız." diye. Benim Kayseri'ye gitmemin ikinci gününe denk gelmiş. Benim de gelebileceğimi söyledi. Tamam dedim kendi kendime işte sana fırsat. Çıkacağımız yerin yüksekliğini bilmeden cahil cesaretiyle hemen atladım.Yola çıkmadan önce mutlaka gerekli olan kask,eldiven ve tozluğumu aldım. Kaya,taş,yukarıdan ne geleceği belli olmaz. Zaten,kayalar güneşin sıcağıyla parçalanıp üzerimize düşmesin diye gece çıkma kararı almıştı rehberimiz. 

Neyse yola çıktık. Saat gecenin ikisinde Erciyes'deydik. Biraz soğuktu,tişörtümün üzerine ince bir kazak giydim. Aldığımız iki süpürge sopasıyla acemi olduğumuz belli oluyordu. Ama hiç yoktan iyiydi. Tırmanışa 14 kişi olarak başladık. İçimizde 50-60 yaşlarında bir amca da vardı. Grubun en gençleri ise kuzenim ve bendim.



Fotoğrafta en sağdaki kemirgen benim :) Daha tırmanış yeni başlamış olmasına rağmen ben nefsimi köreltmeye başlamıştım...

15 dakikada bir mola vererek ilerledik. Sırt rotasından tırmanış acemiler için uygun olduğundan rehberimiz oradan çıkaracaktı. Benim kafa lambası lazım olur diye, hala oğlunun pili az olan lambasıyla idare ettik. Birkaç kişi daha yakmıştı lambasını. Fazla yorucu olmayan bir tırmanıştan sonra dağ evine vardık. Burada çantamıza doldurduğumuz altışar litre suyun 500 mililitresini içtik.    Altı litre! Fazla olsun az olmasın diye aldığımız su şişeleri yüzünden yukarı çıkarken omuzlarımız ağrımaya başlamıştı.

Rüzgar yüzüme yüzüme vuruyordu. Kar maskemi alsaydım diye düşündüm. Böyle olacağını bilseydim...

Dağ evinde 30 dk kadar mola verdikten sonra,kimi uykusuz,kimi yorgun,kimi hasta olan altı kişi geri dönmeye karar verdi. Kaldık sekiz kişi...

Devam ettik,zirve dev bir gölge olarak kendini belli etmişti. Karanlıkta kendini belli eden heybeti insanı ürpertiyordu. Ya Allah deyip devam ettik.




Tırmanış devam ederken merak edip sordum:
"Erciyes Dağı kaç metre?" 
Nefes nefese kalmış birinden soruma cevap aldım:"En yüksek ucu 3917 metre."
"Tamam." demekle yetindim. Daha önce böyle yüksek bir dağ tecrübesi yaşamadığımdan ne kadar sıkıntı verirdi bilemiyordum. Ama çıkarız gibi görünüyordu. Zaten yaklaşmıştık. (Yani en azından öyle görünüyordu.) Yumuşak otlarla kaplı düz bir yerden tırmanışa devam ederken,uzaktan bir ışık göründü. Selam verip yanlarına oturduk. 4 kişi vardı.Profesyonel oldukları belliydi. Çadır kurmuşlar,tırmanışa devam etmek için akşam olmasını beklemişler.
Haydi rastgele deyip yolumuza devam ettik. Artık otluk yerler yavaş yavaş bitiyor,önümüze büyüklü küçüklü kayalar çıkmaya başlıyordu.10 dk mola verdik. Aşağıdaki 4 kişi bize yetişiyordu.Tırmanışa devam ettik. Artık yüksek eğimli bölgeye geldiğimizden, ayakta sopalardan destek alarak iki dakikalık molalarla ilerliyorduk. Halaoğlu da ben de dağda uyuyamayız diye önceden 2 saat uyumuştuk. Ne kadar dayanabilirdik bilmiyordum.

  Erciyes zirve tırmanışına devam ederken saatleri kontrol ettik. Sabaha çok az kalmıştı. 1 saat içinde havanın aydınlanacağını tahmin ediyorduk. Öyle de oldu. Hava aydınlanınca kafa lambası yükünden kurtulmuş olduk. Dağa tırmanırken bir süre sonra çantanızda bulunan birkaç bozuk paranın bile yük olduğunu hissedersiniz.
   Aydınlık gibisi yoktu. Karanlıkta sadece bastığımız yere bakarken,aydınlıkta ileriye bakıp umutla devam edebiliyorduk. Hava aydınlandığında nihayet sırta çıkmıştık.

30 dk kadar mola verdik,oturup manzarayı seyrettik. Tekir Gölü,Ali Dağı,Develi ilçesi ile birlikte şehrin yarısı görünüyordu.

    Mola bitti ve yorucu bir tırmanıştan sonra asıl mola yerindeydik. Zirvenin en zorlu yerine gelmişiz. 200 metre kalmıştı.1 saat kadar uyumuşum.Uyandığımda fena bir baş ağrısı beni bekliyordu.Aslında çıkarken nefes darlığı çekmiştik ama fazla değildi ve uzun sürmemişti.Kalktım etrafa baktım,ekip çayını demlemiş,ekmek arası dürümlerini yiyorlardı. Biraz atıştırdım ama ne yemek ne de çay umrumda değildi. Devam edemeyeceğim hakikatten belliydi. O esnada midem bulandı ve başım döndü.Sersem gibiydim."İstersen devam etme." dediler. Tabii ki devam edebilirim diyerek yola koyulmak istedim.


Arog - "Devam edebilirim" repliği
                  
Biraz dinlenince geçer sanıyordum.Ama düşündüğüm gibi olmamıştı.Halaoğlu:
 "Biz birlikte kalırız burada." dedi, "Siz zirveye çıkıp gelin." Halaoğlunun yaptığı büyük fedakârlıktı. Zirveye 200 metre kala,zirveye çıkmak için bu kadar heves etmiş olup da gitmemek...



Her neyse onlar devam etti.Biz de kaldığımız yerde 2 saat kadar bekleyecektik. Onlar dönerken ilerideki tepede buluşup inecektik. 5 dakika sonra beklenmeyen bir şey ortaya çıktı. Bulut! Yukarı çıkmalarını tamamen engelleyebilirdi. Ama asıl önemli olan yanımıza aldığımız ceketlerin yetmediği soğukla nasıl baş edeceğimizdi. Bulutlar güneşi tamamen kapatıyordu. Kasklarımızı,giden ekipten 2 kişiye vermiştik. Onlardan biri güneşten korunmak için aldığı hasır şapkasını bırakmıştı. Burada kuru ot olmadığından onu yakmayı bile düşündük. O buz gibi rüzgar parmağımın arasındaki milimetrelik aralıktan girip ateşi söndürüyordu. Bir türlü yakamadık. Çaresizce beklerken bulutlar biraz açıldı. En azından şimdi güneş ışığının vurduğu yerler görünüyordu. O görüntü bile bizi ısıtmaya yetmişti. 

Cebimde ne olur ne olmaz diye aldığımız iki  tane torpil vardı. Uzaktan gelen ses üzerine bizi çağırdıklarını anladık ve torpillerden birini attık. Bu kendimizce "Tamam geliyoruz" demekti ama basınçtan dolayı oldukça boğuk bir ses çıktı. Uyarıyı almışlardır herhalde diye düşündük.

Yürüyemeyecek halde ve üzerimde ceketlerle yerde  yatan ben,bizi çağırdıklarını duyunca kuzenden bile önce davrandım. 

Yanlarına gittiğimizde işin aslını anladık. Sisten dolayı tırmanmaktan vazgeçmişler. Hep birlikte inmeye başladık.




Ben,ayak bağı olmuş hissinin verdiği mahçubiyetle,biraz da dağdan bir an önce inmek istemenin yol açtığı hızla halaoğlunun önüne geçtim. Hala sis yüzünden değil,benim yüzümden zirveye çıkmadıklarını düşünüyordum. Öyle miydi değil miydi? Bilemiyorum,belki yorumlarda fikirlerinizi paylaşırsanız beraber karar verebiliriz. 

Sonuç olarak çok güzel bir tırmanıştı. Aşağı inerken ise dağdan gelen doğal su kaynağından içtik. 

Sonuç olarak Erciyes Dağı zirve tırmanışını çok az kalmasına rağmen sis yüzünden bırakmıştık. Ama gideceğimiz yer o kadar dikti ki sis varken mümkün değil çıkamazdık. Peki sisin gitmesini bekleyemez miydik? Yorumu size bırakıyorum. Hala içimde benim yüzümden 7 kişinin zirveyi görememesinin vicdan azabı duruyor.

"Bu arada Erciyes dağında vahşi hayvanlar var mıdır?" diye soranlara,hiçbir hayvanla karşılaşmadığımızı söylemek isterim. Ama emini kartal,şahin gibi hayvanlar vardır. Onlardan da zarar geleceğini sanmıyorum. 

Güzel bir tecrübe oldu. Tırmanacak olanlara öneririm. Ama tedbirinizi alın. Ne olur ne olmaz kalın giysiler almalısınız ve suyu çok abartmayın. Sonra bizim gibi 3 litresini atmak zorunda kalabilirsiniz.

                                                                                                     

4 yorum:

  1. Dostum biraz uzun bi yazı olmuş ama çok etkileyici ve bir o kadar da eğlenceli olmuş, yazılarında başarılar dilerim .

    YanıtlaSil
  2. Bende Develi'liyim helal size

    YanıtlaSil